Nizip Masaj Salonu Hizmetleri Ebru

Nizip Masaj Salonu

Nizip Masaj Salonu Bedenleri, boyunlarından ayak

bileklerine kadar kara pelerinlerle örtülüydü. Bu pelerinlerin

sol göğüs hizasında, gümüş rengi uzun bir haç vardı.

Tropiklerin sıcağı, yiyecek aramak ve yanan kumsalda şimdi

terler dökerek yürümek, yeni yıkanmış kırmızı eriklere

döndürmüştü çocukların tenini. Onları komuta eden de aynı

şekilde giyinmişti ama şapkasındaki rozet altın rengiydi.

Alay, büyük kayalığa aşağı yukarı on yarda yaklaşınca, bu

çocuk bağırarak bir buyruk verdi. Ötekiler, yabansı ışığın altında

soluk soluğa, terleye terleye, sallana sallana durdular. Komut

veren çocuk, pelerini uçuşarak kayalığa atlayıverdi;

kapkaranlık görünen bu yere baktı gözlerini kısıp:

“Boru çalan adam nerede?”

Bir alay çocuktu bu acayip şey. Birbirine azca çok

ayak uydurarak, ikişer ikişer, koşut iki çizgi halinde

yürüyorlardı. Giysileri aklın alamayacağı kadar acayipti:

Nizip Masaj Salonu

Pantolonlarını, gömleklerini, ötelerini berilerini ellerinde

taşıyorlardı, ama her çocuğun başına, gümüş rozetli, dört köşe

kara bir şapka geçirilmişti.

Aptal görünmeden çirkindi. Dik dik bakan açık mavi

gözlerinden hayal kırıklığına uğradığı, öfkelendiği veya

öfkelenmeye hazır olduğu anlaşılıyordu:

“Bir büyük yok mu burada?”

Ralph, sırtı dönük olan çocuğa “Hayır, yok” dedi. “Bir

toplantı yapıyoruz; gel sen de bize katıl.”

Pelerinli çocuklar sırayı bozmaya başladılar. Uzun boylu

çocuk bağırdı onlara:

“Koro, dur!”

Canından bezmiş koro üyeleri, söz dinleyip sıraya girdiler,

sallana sallana durdular güneşin altında. Sadece birkaçı, hafifçe

bir sesle karşı çıkmaya yeltendi:

“ama Merridew… Ne olur Merridew… Biz…”

Derken, çocuklardan biri yüzükoyun kuma kapaklandı ve

sıra bozuldu. Yere yığılan çocuğu kayalığa çıkardılar, oraya

yatırdılar. Merridew, çevresine dik dik bakıp durumu idare

etmek zorunda kaldı:

“Peki öyleyse, oturun. Bırakın onu.”

“fakat Merridew…”

“İkide bir düşüp bayılır o. Gib’de de bayıldı. Addis’de de

bayıldı, sabah duasında koroyu yönetenin üstüne düşüp genebayıldı.”

Merridew, sadece kendilerinin yakından bilmiş olduğu bu konuya

değinince, devrilmiş ağaç gövdelerine kara kuşlar benzer biçimde tüneyip

Ralph’ı ilgiyle süzen kilise korosu üyeleri, sinsi sinsi

gülüştüler. Domuzcuk, kimsenin adını sormuyordu. Bu

oğulların üniformalı üstünlüğünden, Merridew’in sesindeki

kaygısız otoriteden çekiniyordu. Ralph’ın arkasına sığındı,

gözlüğünü evirip çevirmeye başladı.

Merridew, Ralph’a döndü:

“Büyükler yok mu burada?”

“Yok.”